24 Mayıs 2020 Pazar

 

               GAZİANTEP ŞAHİNBEY BELEDİYESİ

                        BİLİM VE SANAT MERKEZİ



Vizyon: Şahinbey Belediyesi Bilim ve Sanat Merkezi olarak hedef kitlesindeki üstün veya özel yetenekli öğrencilerin, bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak.
Misyon: Şahinbey Belediyesi Bilim ve Sanat Merkezi olarak hedef kitlesindeki öğrencilerden zeka, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasiteleri veya özel akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösteren ve konunun uzmanları tarafından üstün veya özel yetenekli olduğu belirlenen öğrencilere yaşantısal bir eğitim vermek.
Adres:
İbni Sina Mah. 190014 Nolu Sk. No10 Şahinbey/GAZİANTEP

Telefon
0 342 3368700


KURUM HAKKINDA
Bilsem, Bilim ve Sanat Eğitim Merkezlerinin kısaltılmış ismidir. İlkokullarda sınavla tespit edilen özel yetenekli öğrencilerin mevcut eğitimlerini aksatmayacak şekilde açılan, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullardır. Temel amaçları; bireylerin, yeteneklerinin farkında olmalarını sağlamak ve sahip oldukları kapasitelerini geliştirerek üst düzeyde kullanmalarını sağlamaktır.

Şahinbey Belediyesi Bilim ve Sanat Merkezi olarak hedef kitlesindeki üstün veya özel yetenekli öğrencilerin, bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak.

Şahinbey Belediyesi Bilim ve Sanat Merkezi olarak hedef kitlesindeki öğrencilerden zeka, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasiteleri veya özel akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösteren ve konunun uzmanları tarafından üstün veya özel yetenekli olduğu belirlenen öğrencilere yaşantısal bir eğitim vermek.

Beş Aşamalı Eğitim Programı
1-Uyum (Oryantasyon) Programı:
BİLSEM’e yeni başlayan öğrenciler ve velileri 40 ders saati ve iki aylık süreyi geçmeyecek şekilde bir uyum programına alınmaktadır. Uyum programı veli, öğretmen, öğrenci herkesin birbirini anlamaya çalıştığı, ortak bir dil oluşturulmaya çalışıldığı aşamadır.
2- Destek Eğitimi Programı:
Destek eğitim programında öğrenciler iletişim becerileri, grupla çalışma teknikleri, öğrenme becerileri, problem çözme teknikleri, bilimsel araştırma teknikleri, girişimcilik, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme, karar verme, kaynakları etkin kullanma; Fen Bilimleri, Matematik, Türkçe, Sosyal Bilimler, Yabancı Dil, Bilişim Teknolojileri, Teknoloji Ve Tasarım, Görsel Sanatlar, Müzik ve benzeri alanlar ile ilişkilendirilerek eğitime alınırlar.
3- Bireysel Yetenekleri Fark Ettirme Programı:
Bu programda temel amaç, BİLSEM’ e soyut ve genel bir zihinsel yetenek tanısıyla gelen öğrencinin yetenekli olması muhtemel tüm disiplinleri öğrenciye tanıtmaktır. Bu program sürecinde öğrencinin disipline olan ilgisi, öğrenme hızı, merak, alanda derinlemesine bilgi isteği, yaşamsal süreçlerdeki problemleri alana taşıyarak çözüm bulma girişimleri gibi özelliklerini gözlemlemeye yönelik etkinlikler planlanır ve uygulanır. Uygulanan program sonunda öğrencilerden elde edilen bulgular, Öğretmenler Kurulunda değerlendirilerek her öğrencinin özel yetenek alanı ve/veya alanla
4- Özel Yetenekleri Geliştirme Programı:
Bu programda, BİLSEM’e soyut ve genel bir zihinsel yetenekle gelen öğrencinin yeteneğinin performansa dönüştüğü özel alan artık tespit edilmiş durumdadır. Önceki programlar sonucunda öğrencinin yetenekli olduğuna karar verildiği en fazla 2 bilim veya sanat alanında derinlemesine veya ileri düzeyde bilgi, beceri ve davranış kazandırma amaçlanmaktadır.

5-Proje Üretimi/Yönetimi Programı:
Bu programda, öğrenciler ilgi, yetenek ve tercihlerine göre proje gruplarına ayrılır ve kendi seçtikleri proje üzerinde çalışarak disiplinler arası çalışma ve farklı becerilerin sentezini gerçekleştirmeye yönelik projeler hazırlanır. Öğrencilerin danışman öğretmenler rehberliğinde kendi seçecekleri projeler doğrultusunda çalışmaları, geliştirdikleri çözüm uygulamaları ve bu süreç içerisinde öğrenmeleri temel alınır.


Gaziantep Tarih



İlk çağlar: Zeugma antik kentinden çıkarılan ve şu anda Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen "Çingene Kızı" mozaiği. Mozaikteki kişinin Yunan mitolojisindeki yeryüzü tanrıçası Gaia olduğu düşünülmektedir.

Günümüzdeki Gaziantep'in yakınlarında bulunan Dülük (Dolikhe ya da Doliche) bu yöredeki en eski kenttir. Arkeolojik kazılarından bu kentte Paleolitik dönemden beri insanların yaşadığı bilinmektedir. Ancak, Dülük Erken Tunç Çağı'ndan sonra bir sürekli yerleşim yeri hâline gelebilmiştir. Bu kent, İpek Yolu üzerinde bulunduğu için çok gelişmiştir.

İlk kurulduğuda Babil yönetimi altında kalan kent, M.Ö. 1700'lü yıllarda Hititler'in eline geçer. Hititler'den sonra Mısır yönetimine geçen kent, M.Ö. 700-M.S. 546 arasında ise kronolojik sırayla Medler, Asurlular ve Persler tarafından yönetilir. İ.Ö. 6. yüzyılda ise kent sırası ile Makedonya, Selevkos ve Komagene uygarlıklarının yönetimi başlar. Gaziantep ve Şanlıurfa, tarih boyunca, Diyarbakır eyaletine bağlı sancaktı.

Antep savunması: I. Dünya Savaşı'ndan sonra Mondros Antlaşması'yla Osmanlı devleti parçalanır. 17 Aralık 1918 yılında Antep, Birleşik Krallık'a bırakılır. Antep, 5 Kasım 1919'da Fransa'ya bırakılır. Ermeni Lejyonu da bu savaşta görev almıştır.

Antep halkı, 1920 yılında, Fransız birliklerinin Antep'e yerleşmesi üzerine direnişe başlar. 1920 yılının Ocak ayında Karayılan komutasındaki çeteler, Fransızların bir süvari birliğini pusuya düşürür. Şahin Bey, 200 kişilik milis gücüyle 1920 yılının Mart ayına kadar Antep'teki Fransız askerlerine karşı savaşır. Antep halkı, 9 Şubat 1921'de teslim olur. Savaş tam 10 ay sürer. 25 Aralık 1921'de Ankara Anlaşması gereğince Fransız birlikleri şehri boşaltır.

Etimoloji Gaziantep'in bilinen en eski adı Romalılar tarafından verilen Antiochia ad Taurum'dur. "Antiochia ad Taurum", Latince "Toroslar'ın karşısındaki Antakya" anlamına gelir. Daha sonra şehri ele geçiren Araplar şehre Ayıntap demiştir. Ayıntap adının kökenine ilişkin rivayetlerden birkaçı;
Ayıntap ismi, Hitit dilinde "han toprağı" anlamına gelen "Hantap"tan türemiştir. Bu ad söylene söylene Ayıntap olmuştur.
Ayıntap, Farsça pınarı bol anlamına gelir.
Ayın, Arapça göz, tap ise pınar anlamına gelir. Yani Ayıntap Arapça pınarın gözü anlamına gelir.
Ayıntap, adını eskiden bu yörede yaşamış bir kral olan Ayni'den almıştır.
Ayıntap adı parlayan şehir anlamına gelir.

Ancak bu rivayetlerden hiçbirinin doğruluğu kesin değildir. Ayıntap adı zaman içinde Antep, Entep ve Antap gibi değişik haller alır. Bu adlardan en yaygını Antep'tir. 1921'de (Antep Savunması'ndan sonra) çıkarılan bir yasa ile Antep'e Gazi ünvanı verilir.

Gaziantep, halk arasındaki eski adıyla Antep, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Akdeniz Bölgesi arasında bulunan aynı adlı ilin merkez şehridir. Güneydoğuda şehir olarak en fazla nüfusu barındırır. Sanayi ve gelişmişlik bakımındandan birincidir. Gaziantep, Şehitkamil,Şahinbey olmak üzere iki metropol ilçeye ayrılmıştır. Gelişmişlik açısından Türkiye'nin 20. büyük ilinin merkez ilçesidir. Ayrıca Gaziantep, Türkiye'nin hâla yaşanılan en eski kenti olup, Dünya'nın da hâlâ yaşanılan en eski kentlerinden biridir. Bunların yanında Gaziantep, Türkiye sanayisi ve ticaretinde de çok önemli bir yer tutar. Bunun sebepleri arasında Gaziantep'in Anadolu ile Orta Doğu arasında bir konumda bulunması ve liman kentlerine yakınlığı sayılabilir. Gaziantep'in simgeleri arasında Gaziantep Kalesi, baklava ve antepfıstığı sayılabilir.

 


ISPARTA ŞEHİT POLİS MEHMET KARACATİLKİ

BİLİM VE SANAT MERKEZİ

Şehit Polis Mehmet Karacatilki Bilim ve Sanat Merkezi; Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğümüze bağlı olarak 11.03.1998 tarihinde 653 sayılı Bakanlık onayı ile açılmıştır.

2002–2003 Eğitim-Öğretim Yılında A Grubu adı altında ilk öğrenci alımını yapmış ve eğitim faaliyetlerine başlamıştır. Merkezimize il ve ilçelerimizin her okulundan öğrenci alınabilmektedir.


VİZYONUMUZ:
Hedef kitlesindeki üstün veya özel yetenekli öğrencilerin bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını ve kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamaktır.
MİSYONUMUZ:
Hedef kitlesindeki öğrencilerden zeka, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasiteleri veya özel akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösteren ve konunun uzmanları tarafından üstün veya özel yetenekli olduğu belirlenen öğrencilere yaşantısal bir eğitim vermektir.


SAYILARLA ŞPMK BİLSEM

Kurumumuzda: Müdür;1,  Müdür Yardımcısı;2, Rehber Öğretmen: 1, Müzik Öğretmeni; 3, Görsel Sanatlar;3, İngilizce; 1, Sınıf Öğretmeni; 2 Bilişim Teknolojileri;1, Felsefe;1 Fen ve Teknoloji;1, Fizik;1  Kimya ;1, Biyoloji;1, Matematik;3  Edebiyat;1 Türkçe;1, Coğrafya;1 Sosyal Bilgiler;1, Tarih;1 olmak üzere iki İdareci Yirmi altı Öğretmen  ve Beşyüzkırk(540) öğrenci bulunmaktadır.

                                                  

 

ISPARTA HAKKINDA

 

Isparta İli, Akdeniz Bölgesi’nin batı bölümünde ve iç kesiminde yer alır. “Göller Bölgesi”nin merkezi konumundadır. İl, 30°20’ve 31°33’ doğu boylamları ile, 37°18’ ve 38°30’ kuzey enlemleri arasındadır.
Isparta doğudan Konya’nın Beyşehir, Doğanhisar ve Akşehir ilçeleri; kuzeyden Afyon’un Çay, Şuhut, Dinar ve Dazkırı ilçeleri; batıdan Burdur’un Merkez, Ağlasun ve Bucak ilçeleri; güneyden ise Antalya’nın Serik ve Manavgat ilçeleri ile komşudur. İlde Merkez ilçe ile birlikte, Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu,, Yalvaç ve Yenişarbademli olmak üzere 13 ilçe vardır. Merkez ilçeden sonra gelen en büyük ilçe merkezi Yalvaç’tır. En az nüfuslu ilçe ise Yenişarbademli’dir.
İlin yüksek ve engebeli olan toprakları, kuzeydoğudan ve doğudan Sultan Dağları, Beyşehir Gölü, Göl Dağları’nın güney uzantıları, güneyden Antalya Havzası’nın yüksek kesimleri, batıdan ve güneybatıdan Karakuş Dağları, Söğüt Dağları, Burdur Gölü ile Ağlasun ve Bucak yaylaları gibi doğal sınırlarla kuşatılmıştır. Isparta ili toprakları genelde engebeli bir yapıya sahiptir. Yöredeki, yüksekliği 3000 metreyi bulan dağların yanında, ova ve vadi özelliğindeki düzlükler, değişik büyüklükteki tabii göller İlin doğa yapısını belirlemektedir. İlin rakımı 1.050 m. civarındadır.

TARİHÇE

Yakın çevresi ile birlikte Pisidia yöresinin önemli yerleşim merkezlerinden birisi olan Isparta’nın tarih öncesi dönemlere kadar ulaştığı bilinmektedir. Yörenin yerleşme tarihi Paleolitik (Eskitaş) Dönemle başlamaktadır. MÖ 2000’lerde ise Pisidya Bölgesi, Luvi ve Arzava topluluklarının yerleşme alanı idi. Hititler bir siyasi güç olarak ortaya çıktıktan sonra yöreye ilgi duymuşlar, ancak yüzyıllarca süren çatışmalara karşılık Arzava ülkesi üzerinde kesin bir egemenlik kuramamışlardır. MÖ 1200’lerde "Ege Göç Kavimleri" adı verilen topluluklar, Balkanlardan gelerek, Anadolu’nun siyasi yapısını bütünüyle değiştirdikleri gibi Arzava Ülkesi Konfederasyonu’nun da siyasi varlığına son vermişlerdir. Bu toplulukların en önemlisi Frigler, MÖ 8. yüzyıldan sonra, giderek güçlerini kaybetmiş ve MÖ 690’da bu topraklarda Lidya Devleti egemenliğini kurmuştur. Daha sonra Kimmer-Sapardailer sürekli akınlarla Lidyalıları oldukça zor durumda bırakmışlarsa da Isparta yöresinde uzun süreli bir yerleşik güç oluşturamamışlardır. Yöre, MÖ 546’da Perslerin egemenliğine girmiş ve MÖ334’e kadar onların egemenliği altında kalmıştır.

    Bu tarihten sonra yöreye Büyük İskender egemen olmuştur. Hellenistik dönemde Minassos (Minasın), dikkati çeken bir yerleşme olarak görülmektedir. MÖ 323’te Büyük İskender’in ölümü üzerine, Isparta, sırasıyla Bergama Krallığı’nın, Seleukoslar’ın, son olarak da MÖ 190’da Romalıların yönetiminde bulunmuştur. Roma egemenliği MS 395’e kadar sürmüştür. 395 yılında Bizans egemenliği başlamış, Selçukluların Batı Anadolu’da denetimi kesin olarak ellerine aldıkları 1204 yılına kadar devam etmiştir. Roma yönetiminde Isparta’nın önemli yerleşme merkezleri Bayat (Selvecia Sidera), Uluborlu (Apollonia), Yalvaç (Antiokheia), Sütçüler (Sağrak-Adada), Şarkikaraağaç (Neopolis) ve Gelendost (Debenae)’dur. Roma İmparatorluğunun MÖ 395 yılında ikiyle ayrılmasından sonra, Bizans İmparatorluğuna bağlanan Isparta, VII. ve IX.yy.’da yapılan idari taksimata göre bir eyalet halini alarak bir din merkezi niteliği taşımıştır.

    Isparta ve çevresi, Ortaçağda İslam Devletleriyle Bizanslılar arasındaki savaşlarda faal bir rol oynamıştır. 774 yılında Abbasiler döneminde güçlü bir Arap ordusu Isparta’yı almayı başardıysa da bir süre sonra Bizans birlikleri şehri geri almıştır. İslam devletlerinin Anadolu’ya akınları 10. yy.’a kadar sürmüştür. 8. yüzyıl başlarında kısa bir süre Abbasi yönetimine giren kentin adı, Arap kaynaklarında Sabart olarak geçmektedir.

    Selçuklu tarihçisi, İbn Bibi, Isparta kalesinin ve vilayetinin Anadolu Selçuklu Sultanı III. Kılıç Arslan zamanında, 1204 yılında Selçuklular tarafından fethedildiğini yazmaktadır. Isparta merkezinde Selçuklulardan günümüze intikal etmiş, en eski Selçuklu eseri olan Ulu Cami 1299 tarihini taşımaktadır. İbn Bibi, burayı havası ve suyu ile meşhur bir vilayet olarak anlatmaktadır. Isparta yöresi 1300 yılında Hamitoğulları’nın egemenliği altına girmiştir. Hamitoğulları Beyliği döneminde Isparta’ya gelmiş olan ünlü Seyyah İbn Batuta, şehri bakımlı, zengin çarşıları olan, sayısız ırmak, bağ ve bostanları bulunan bir nezih belde olarak tanımlamaktadır. Hisarının yüksek bir dağ üzerinde olduğunu belirtmektedir. Hamitoğullan dönemi içinde kısa bir süre İlhanlı egemenliğine giren Isparta, tekrar Hamitoğulları egemenliğine girmiştir. Hamitoğlu Kemaleddin Hüseyin Bey, 1374 yılında yaptığı bir antlaşmayla, Isparta’yı Eğirdir, Karaağaç, Beyşehir, Seydişehir ve Yalvaç ile birlikte 80 bin altın karşılığında Osmanlı devletine vermiştir. 1390 yılında Kemaleddin Hüseyin Bey’in ölümüyle Isparta ve çevresi Osmanlı topraklarına kesin olarak katılmıştır. Osmanlı topraklarına katılan Isparta merkezi yönetime, merkezi Kütahya olan Anadolu Eyaletinin bir sancağı olarak katılmıştır. Bu yeni sancağın yönetimi Kutlu Bey’e verilmiştir. Kutlu Bey 1417 yılında Ulu Camiyi onartmış ve bu cami günümüze kadar ayakta kalabilmiştir. Zaman zaman Osmanlılarla Karamanoğulları arasında el değiştiren Hamitili, II. Murad döneminde kesin olarak Osmanlılara katılmıştır. Sancak beyliğine de Şarapdar İlyas Bey atanmıştır. Hamitili’nin kesin olarak Osmanlı mülkü olmasından sonra Isparta, sancağın merkezi olmuş ve bu idari statüsü Eğirdir ile birlikte yürütülmüştür.

Yakın çevresi ile birlikte Pisidia yöresinin önemli yerleşim merkezlerinden birisi olan Isparta’nın tarih öncesi dönemlere kadar ulaştığı bilinmektedir. Yörenin yerleşme tarihi Paleolitik (Eskitaş) Dönemle başlamaktadır. MÖ 2000’lerde ise Pisidya Bölgesi, Luvi ve Arzava topluluklarının yerleşme alanı idi. Hititler bir siyasi güç olarak ortaya çıktıktan sonra yöreye ilgi duymuşlar, ancak yüzyıllarca süren çatışmalara karşılık Arzava ülkesi üzerinde kesin bir egemenlik kuramamışlardır. MÖ 1200’lerde "Ege Göç Kavimleri" adı verilen topluluklar, Balkanlardan gelerek, Anadolu’nun siyasi yapısını bütünüyle değiştirdikleri gibi Arzava Ülkesi Konfederasyonu’nun da siyasi varlığına son vermişlerdir. Bu toplulukların en önemlisi Frigler, MÖ 8. yüzyıldan sonra, giderek güçlerini kaybetmiş ve MÖ 690’da bu topraklarda Lidya Devleti egemenliğini kurmuştur. Daha sonra Kimmer-Sapardailer sürekli akınlarla Lidyalıları oldukça zor durumda bırakmışlarsa da Isparta yöresinde uzun süreli bir yerleşik güç oluşturamamışlardır. Yöre, MÖ 546’da Perslerin egemenliğine girmiş ve MÖ334’e kadar onların egemenliği altında kalmıştır.

    Bu tarihten sonra yöreye Büyük İskender egemen olmuştur. Hellenistik dönemde Minassos (Minasın), dikkati çeken bir yerleşme olarak görülmektedir. MÖ 323’te Büyük İskender’in ölümü üzerine, Isparta, sırasıyla Bergama Krallığı’nın, Seleukoslar’ın, son olarak da MÖ 190’da Romalıların yönetiminde bulunmuştur. Roma egemenliği MS 395’e kadar sürmüştür. 395 yılında Bizans egemenliği başlamış, Selçukluların Batı Anadolu’da denetimi kesin olarak ellerine aldıkları 1204 yılına kadar devam etmiştir. Roma yönetiminde Isparta’nın önemli yerleşme merkezleri Bayat (Selvecia Sidera), Uluborlu (Apollonia), Yalvaç (Antiokheia), Sütçüler (Sağrak-Adada), Şarkikaraağaç (Neopolis) ve Gelendost (Debenae)’dur. Roma İmparatorluğunun MÖ 395 yılında ikiyle ayrılmasından sonra, Bizans İmparatorluğuna bağlanan Isparta, VII. ve IX.yy.’da yapılan idari taksimata göre bir eyalet halini alarak bir din merkezi niteliği taşımıştır.

    Isparta ve çevresi, Ortaçağda İslam Devletleriyle Bizanslılar arasındaki savaşlarda faal bir rol oynamıştır. 774 yılında Abbasiler döneminde güçlü bir Arap ordusu Isparta’yı almayı başardıysa da bir süre sonra Bizans birlikleri şehri geri almıştır. İslam devletlerinin Anadolu’ya akınları 10. yy.’a kadar sürmüştür. 8. yüzyıl başlarında kısa bir süre Abbasi yönetimine giren kentin adı, Arap kaynaklarında Sabart olarak geçmektedir.

    Selçuklu tarihçisi, İbn Bibi, Isparta kalesinin ve vilayetinin Anadolu Selçuklu Sultanı III. Kılıç Arslan zamanında, 1204 yılında Selçuklular tarafından fethedildiğini yazmaktadır. Isparta merkezinde Selçuklulardan günümüze intikal etmiş, en eski Selçuklu eseri olan Ulu Cami 1299 tarihini taşımaktadır. İbn Bibi, burayı havası ve suyu ile meşhur bir vilayet olarak anlatmaktadır. Isparta yöresi 1300 yılında Hamitoğulları’nın egemenliği altına girmiştir. Hamitoğulları Beyliği döneminde Isparta’ya gelmiş olan ünlü Seyyah İbn Batuta, şehri bakımlı, zengin çarşıları olan, sayısız ırmak, bağ ve bostanları bulunan bir nezih belde olarak tanımlamaktadır. Hisarının yüksek bir dağ üzerinde olduğunu belirtmektedir. Hamitoğullan dönemi içinde kısa bir süre İlhanlı egemenliğine giren Isparta, tekrar Hamitoğulları egemenliğine girmiştir. Hamitoğlu Kemaleddin Hüseyin Bey, 1374 yılında yaptığı bir antlaşmayla, Isparta’yı Eğirdir, Karaağaç, Beyşehir, Seydişehir ve Yalvaç ile birlikte 80 bin altın karşılığında Osmanlı devletine vermiştir. 1390 yılında Kemaleddin Hüseyin Bey’in ölümüyle Isparta ve çevresi Osmanlı topraklarına kesin olarak katılmıştır. Osmanlı topraklarına katılan Isparta merkezi yönetime, merkezi Kütahya olan Anadolu Eyaletinin bir sancağı olarak katılmıştır. Bu yeni sancağın yönetimi Kutlu Bey’e verilmiştir. Kutlu Bey 1417 yılında Ulu Camiyi onartmış ve bu cami günümüze kadar ayakta kalabilmiştir. Zaman zaman Osmanlılarla Karamanoğulları arasında el değiştiren Hamitili, II. Murad döneminde kesin olarak Osmanlılara katılmıştır. Sancak beyliğine de Şarapdar İlyas Bey atanmıştır. Hamitili’nin kesin olarak Osmanlı mülkü olmasından sonra Isparta, sancağın merkezi olmuş ve bu idari statüsü Eğirdir ile birlikte yürütülmüştür.

 Isparta, 1919-1923 arası Mütakere ve Milli Mücadele Dönemi’nde, işgal ve çatışmalardan sınırlı etkilenen, sayılı kentlerdendir. Isparta Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanan Mondros Mütarekesi günlerinde, Konya Vilayeti’ne bağlı Hamidabad Sancağı’nın merkezidir. Sancağın 1914’te 45.000 dolayında olan nüfusu, yöre Rumlarının birinci Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan’a göçmeleri nedeniyle, 40.000’nin altına düşmüştür. Sancağın merkez kazası dışında dört kazası vardır. Bunlar; Eğirdir, Şarkikaraağaç, Uluborlu ve Yalvaç’tır. Başlıca ekonomik etkinliği gülyağcılık, halıcılık ve haşhaş üretimidir. Isparta’nın dış satımı da bu ürünlere dayalıdır.

Özetle, 1919-1923 yılları arasında Milli Mücadele döneminde Isparta, yörede söz konusu olan yabancı işgallerinden en az etkilenen illerden biri olmuştur. İhtilaf devletlerinden olan İtalyanların nüfusuna bırakılmış olan Isparta, çok büyük bir direniş göstermiş, İtalyanların işgaline boyun eğmemişdir. İç Anadolu, Ege ve Akdeniz Bölgelerini birbirine bağlayan önemli bir coğrafi konumda bulunan Isparta, çeşitli yönlerden önemli gelişmelerini Cumhuriyet döneminde sağlamıştır.

    Isparta ve ilçelerinin gelişmelerini Cumhuriyet döneminde iki safhada incelemek gerekir. İlki, 1960 yılına kadardır. Bu dönemde sosyal, ekonomik ve bayındırlık yönlerinden özellik taşıyan çalışmalara başlanmıştır. Cumhuriyet Türkiye’sinde Isparta’nın ikinci gelişme safhası 1960 yılından sonra başlar. Bu tarihten bu yana gelişme sürecinin daha da arttığı, özellikle sanayileşme ve şehirleşme hareketlerinin önem kazandığı görülmektedir.

    Isparta, Cumhuriyet döneminde de 1960 yılına kadar olan devrede bir taraftan bellibaşlı bayındırlık hizmetlerine kavuşurken, özellikle gül tarımcılığının ve halıcılığın gelişmesi ile ekonomik yönden önemli ölçüde etkilenmiştir. 1936 yılında Isparta’nın demiryoluna kavuşmasının yöreye olumlu etkisi büyük olmuştur. 1960 yılından günümüze kadar geçen süre içinde ise, Isparta’da modern şehirleşme hızla etkisini göstermiş birçok sosyal, eğitim, sağlık, sanayi tesisleri merkez kentte olduğu kadar ildeki diğer yerleşmelerde de kurulmuş ve kurulmalarına devam edilmektedir.

SALİHLİ  BİLİM VE SANAT MERKEZİ

 Salihli Bilim ve Sanat Merkezi, Milli Eğitim Bakanlığının 23.07.2004 tarih, 2888 sayılı açılış izniyle açılmış olup ilk öğrenci tanılaması Nisan 2005 tarihinde yapılmıştır. Merkezimizde 2 Resim atölyesi, 2 Müzik atölyesi, 1 Fizik laboratuvarı, 1 Kimya laboratuvarı,1 Biyoloji laboratuvarı ve sınıflar dahil toplam 14 derslik bulunmaktadır. Merkezimizde kayıtlı 238 öğrenci ile, 1 Müdür, 2 Müdür yardımcısı, 1 İlköğretim Matematik öğretmeni, 1 Coğrafya öğretmeni, 1 İngilizce öğretmeni, 2 Müzik öğretmeni, 1 Sınıf öğretmeni, 2 Resim öğretmeni, 1 Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni, 1 Türkçe öğretmeni, 1 Sosyal Bilgiler öğretmeni, 1 Tarih öğretmeni, 1 Kimya öğretmeni, 1 Fen Bilimleri öğretmeni, 1 Biyoloji öğretmeni, 1 Bilişim Teknolojileri öğretmeni, 1 Teknoloji ve Tasarım öğretmeni, 1 memur, 1 hizmetli olmak üzere toplam 22 personel görev yapmaktadır.
Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM), Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünce açılan merkezlerdir. Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarına devam eden üstün veya özel yetenekli öğrencilerin örgün eğitim kurumlarındaki eğitimlerini aksatmayacak şekilde bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını ve kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak amacıyla açılmış olan bağımsız özel eğitim kurumlarıdır. BİLSEM'lerde tanılama, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen ölçütler doğrultusunda, objektif ve standart ölçme araçları ile yapılır. Genel Zihinsel Yetenek, Müzik ve Görsel Sanatlar yetenek alanı olmak üzere üç alandan oluşmaktadır. BİLSEM'e kayıt hakkı kazanan öğrenci sırasıyla;

a. Uyum,
b. Destek eğitimi,
c. Bireysel yetenekleri fark ettirme,
ç. Özel yetenekleri geliştirme,
d. Proje üretimi ve yönetimi,
eğitim programlarına devam ederler. BİLSEM’de özgün ürün, proje ve üretimlerin gerçekleşmesi için öğrencilerin yeteneklerine
uygun proje tabanlı, disiplinler arası, zenginleştirilmiş, farklılaştırılmış eğitim programı uygulanır ve eğitim etkinlikleri düzenlenir. BİLSEM’de gerçekleştirilen bütün etkinliklerin temelinde proje üretme ve geliştirme çalışmaları esas alınır. 2018 yılı Aralık ayı itibariyle ülkemizde 135 adet Bilim ve Sanat Merkezi bulunmaktadır.Eğitim öğretim faaliyetlerimiz, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen BİLGEP ( Bilim ve Sanat Merkezlerini Geliştirme Projesi Çalıştayı ) kapsamındaki branş çalıştaylarında geliştirilmiş olan, bireyselleştirilmiş ve zenginleştirilmiş eğitim programları ile yürütülmektedir. Kurumumuz kurulduğu yıldan itibaren, birçok alanda yerel, ulusal ve uluslararası yarışmalara katılarak dereceler elde etmiştir. Comenius ve Erasmus+ KA1, KA2 kapsamında projeler yazılmış ve yürütülmüştür. 2017-1-TR01-KA101-037935 numaralı “Üstün Yetenekli Öğrencilerin Eğitimine Katkı İçin Yenilikçi Yaklaşımlar” ve 2017-1-TR01-KA219-045758_2 numaralı “A HEALTHY MIND in A HEALTHY BODY” isimli projelere 18 öğretmen, 13 öğrenci katılmıştır.
2011 yılında kurumumuz Beyaz Bayrak ödülü almıştır. Tüm branşlarda kurum içi ve yerelde yarışmalar, konserler, tiyatrolar, geziler, sergiler gerçekleştirilmiştir. Kızılay, Yeşilay ve Akut gibi sivil toplum kuruluşları tarafından çeşitli eğitimler verilmiştir. Öğrencilerimize ve velilerimize diş sağlığı, güvenli bisiklet kullanımı ile ilgili seminerler verilmiştir. Sosyal dayanışma ve yardımlaşma kapsamında, kan bağışı, giyim, kitap, oyuncak, pil toplama kampanyaları düzenlenmiştir.

Kurum personeli;
*FCL - Geleceğin Sınıfını Tasarlama
*Üstün Yeteneklerin Eğitimi
*Fatih Projesi Bilişim Teknolojilerinin ve İnternetin Bilinçli, Güvenli Kullanımı Semineri
*Akıl Oyunları
*Sınıf Yönetimi
*Proje Döngüsü Yönetimi
*Sosyal Girişimcilik
*İş Güvenliği
*Çoklu Zeka
*NLP
*Bilim ve Sanat Merkezlerini Geliştirme Projesi Çalıştayı (BİLGEP) gibi seminer, kongre ve kurslara katılmıştır.

Misyonumuz : Hedef kitlesindeki öğrencilerden zeka, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasiteleri veya özel akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösteren ve konunun uzmanları tarafından üstün veya özel yetenekli olduğu belirlenen öğrencilere yaşantısal bir eğitim vermektir.
   

SALİHLİ



İzmir – Ankara yolu üzerinde yeralan Salihli, doğusunda Alaşehir, Kula, kuzeyinde Demirci, Köprübaşı ve Gördes, batısında Gölmarmara ve Ahmetli, güneyinde ise İzmir’in Ödemiş ilçesiyle çevrilidir.

Yöre tarihinin çok eskilere dayandığı, baraj gölü yakınlarındaki Sindel ve Çarıklar köylerinin civarında bulunan fosil ayak izlerinden anlaşılmaktaysa da, bilinen en eski önemli yerleşim merkezi, Salihli’nin 7 km kadar batısında yer alan Sardes’dir. M.Ö. 547 yılına kadar Lidya toprakları olan bölge, bu tarihte Perslerin eline geçmiş ve M.Ö. 334 yılına kadar Pers yönetiminde kalmıştır. Bu tarihten sonra sırayla Makedonya, Bergama, Roma ve Bizans egemenliğinde kalan yöre, 1300’lerin başında Saruhanoğulları’nın, 1400’de Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimine giren Sart, Aydın Sancağı’na bağlı bir kaza olmuştur. O tarihlerde Sart Kazası’na bağlı bir köy olan ve Veled-i Salih (Salihoğlu) adıyla anılan şimdiki ilçe merkezinin, zaman içinde Sart’a oranla daha hızlı bir gelişim göstererek 18. yüzyıl başlarında kasaba 1872’de ise Saruhan Sancağı’na bağlı kaza olduğunu görüyoruz. 1927 yılında Saruhan Sancağı’nın adının değiştirilmesinden sonra Manisa’ya bağlı en büyük ilçelerden biri durumunda olan Salihli, 24 Haziran 1920 – 5 Eylül 1922 tarihleri arasında işgal altında kalmıştır.

İlçe ekonomisi tarım, toprak sanayi, dericilik ve ticarete dayalıdır. İlçe ekonomisinde önem arz eden tarımsal ürünler hububat, üzüm, pamuk ve tütündür. Marmara Gölü ve Demirköprü Barajı’nda balık üretimi yapılmaktadır. Ticari bakımdan önemli bir yere sahip olan ilçede sanayi de gelişmektedir.

TEKİRDAĞ  BİLİM VE SANAT MERKEZİ

 

 
KURUMUMUZUN TARİHÇESİ: Kurumumuz 04.12.2000 tarihinde Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ait Ortopedik Engelliler binasında faaliyetlerine başlamıştır. Hizmete açıldığı 2000 yılından bugüne dek örgün eğitimine devam eden çok sayıda öğrenciye tanılama yapılmış olup kayıt hakkı kazanmıştır. Hizmete başladığında Tekirdağ Merkez ilçede faaliyet gösteren kurumumuz 2007/2008 öğretim yılından itibaren tüm ilçeler faaliyet alanı kapsamına alınmıştır. Kurumumuz 2000 yılı Aralık ayından 2019 Ekim ayına kadar Hürriyet Mah. Öğretmenler Cad. adresindeki 18 odadan teşekkül binasında Kız Meslek Lisesi ile birlikte hizmet vermeye devam etmiştir. 2019 Ekim ayında Özel İdare Ortaokulu’nun binasına taşınarak eğitim öğretime devam etmektedir.

Vizyon: 21. yüzyılın bilgi toplumu olmasından hareketle doğru ve değerli bilgiye ivedilikle ulaşan, bilgiyi ayrıştırıp dönüştürebilen, toplumsal ve kültürel değerlerini evrensel değerlerle bağdaştırarak geleceğin dünyasında lider rol üstlenebilecek sağlam karakterli, iletişimci ve özgüveni yüksek bireyler yetiştirebilmek.

Misyon: Özel yetenekli bireyleri tam donanımlı yetiştirmek için buradayız.

Başarılar: Bizim TV İnternet Eğitim Televizyonu Projesi (Eğitimde Yenilikçilik Ödülleri Marmara Bölge Birincisi) Meteoroloji İstasyonu Projesi Tüm Trakya El Ele Bilim Merkezine Projesi (104 deney istasyonu, laboratuvarlar, robot ve zeka oyunları) Yılın Fark Yaratan Öğretmeni İl temsilcisi (M. Doruk BAYTUR) Türk Dili ve Edebiyatı Alanı Öğretmen ve Öğrencilerinin çok sayıda ulusal yarışma dereceleri Çeşitli branş ve konularda proje sunumu ve kitap basımları

aatler: 15.40-19.50
Isınma: Doğalgaz-kalorifer
Bağlantı: Fatih Projesi Fiber İnternet
Yabancı Dil: İngilizce
Servis Bilgisi: Kurumsal servis bulunmamaktadır.
Sportif Etkinlikler:
Bilimsel Etkinlikler: Bilim Merkezi çalışmaları
Proje Çalışmaları: Tüm Trakya El Ele Bilim Merkezine-Bilim Merkezi Projesi İnternet Tabanlı Okul Televizyonu Projesi Meteoroloji İstasyonu Projesi My School TV Erasmus Projesi Ulusal Genç Yetenekler Müzik Yarışması ve Festivali
Yurtdışı Proje Faaliyetleri: My School TV Erasmus Projesi

                                                                     TEKİRDAĞ 

Tekirdağ yaklaşık 6.000 yıllık bir yerleşime sahiptir. Bereketli toprakları ve Anadolu ile Balkanlar arasındaki konumu dolayısıyla tarih içinde muhtelif kültürlerin ve kavimlerin egemenliği altında kalmıştır. 

Tarih öncesi ve tarih sonrası çağlarda, iskân edilmiş yerler tespit edilmiştir. Şarköy ilçesindeki Güngörmez ve Güneşkaya Mağaraları ile Marmara Ereğlisi’ndeki Toptepehöyük’te Kalkolitik Çağ’a ait buluntulara rastlanmıştır. Tekirdağ’ın sahil şeridi yüzeyinde yapılan araştırmalara göre, İlk Tunç Çağı’na ait yoğun yerleşim olduğu anlaşılmaktadır. Trakya’da Son Tunç Çağı ile Erken Demir Çağı’nda büyük bir göç dalgası meydana gelmiştir. 

Trakya, M.Ö. 7. Yüzyıl’da Grek kolonilerinin kurulmasıyla ticarete açılmıştır. Bu dönemde Trakya’nın Marmara kıyılarında kentler kurulmuştur. M.Ö. 514-513 yıllarındaPers Kralı Dereus’un İskit Seferi sonrasındaPers egemenliği, M.Ö. 478-477’ de Atina’nın Pers tehlikesine karşı kurduğu Attik-Delos Deniz Birliği’nin Persleri Trakya’dan temizlemesine kadar devam etmiştir. M.Ö. 342 yılında Makedonya Kralı 2.Philip, Trakya’yı topraklarına katarak OdrysKrallığı’nı kendine bağlamıştır. 2.Philip’in büyük oğlu İskender’in ölümünden sonra ise Trakya, Lysimachos’un egemenliğine girmiştir.

Roma İmparatoru Tiberius’un Trakya’ya bir vali göndermesi ile başlayan gelişmeler, M.S. 46 yılında İmparator Cladius’un Trakya’da birRoma Eyaleti kurması ile sonuçlanmıştır. Trakya uzun yıllar Roma hâkimiyetinde kalmıştır. M.S. 395 yılında imparatorluğun ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu içinde kalan Trakya, 1354 yılında Süleyman Paşa komutasındaki kuvvetlerin Gelibolu’ya çıkmasıyla Türklerin hâkimiyetinegeçmeye başlamıştır. 1356 yılında Şarköy ve Malkara ele geçirilmiş, 1357’de iseI. Murat Tekirdağve Çorlu’yu Türk hâkimiyetine almıştır. 

Balkan Savaşları’nda Bulgar işgaline(1912) uğrayan ilimiz toprakları, 1913 yılında düşman işgalinden kurtarılmıştır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Mondros Mütarekesi’nin verdiği imtiyazlardan faydalanan Yunan kuvvetleri, 20 Temmuz 1920’de Tekirdağ’ı işgal etmiş ancak 13 Kasım 1922’de Yunan işgali de sona erdirilerek Tekirdağ toprakları tekrar Türk yönetimine geçmiştir.

Marmara Ereğlisi 29 Ekim’de, Çerkezköy ve Saray ilçeleri 30 Ekim’de, Çorlu 1 Kasım’da, Muratlı 2 Kasım’da, Malkara ve Hayrabolu 14 Kasım’da ve Şarköy 17 Kasım’da düşman işgalinden kurtarılarak Türk yönetimine geçmiştir.

20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince girişilen yeni örgütlenme sonucunda Tekirdağ il olmuş ancak; Kurtuluş Savaşı’nın güç koşulları altında örgütlenme hemen sağlanamamıştır, Cumhuriyetin ilanından az önce;15 Ekim 1923 tarihinde il merkezi haline getirilebilmiştir.

Tarihi süreç içerisinde Bisanthe (M.Ö.5.YY), Rhaedestus (M.Ö.343-M.S.843), Rodosto (M.S.843-1358), Rodosçuk(M.S.1358-Osmanlıların fethiyle), Tekfurdağı (M.S. 1732) isimleriyle anılan ilimiz, Cumhuriyetin ilanından sonra TEKİRDAĞ olarak adlandırılmıştır.

Tekirdağ’da önemli günler arasında, 24 Aralık 1840’da Tekirdağlıbüyük vatan şairiNamık Kemal’in doğumu, Çanakkale Destanı’nı yaratan 19. Tümen’in Mustafa Kemal’in önderliğinde Tekirdağ’da savaşa hazırlanması, 23 Ağustos 1928’de Atatürk’ün Harf İnkılâbı vesilesiyle Tekirdağ’a gelip Başöğretmen olarak ilk dersi vermesi gibi olaylar bulunmaktadır.

COĞRAFİ DURUMU

Tekirdağ ili, 26o 43’- 28o 08’ doğu boylamları, 40o 36’- 410 31’ kuzey enlemleri koordinatları üzerinde bulunmaktadır. Kıyı uzunluğu Marmara Denizi’ne 133 km, Karadeniz’e ise 2,5 km olmak üzere toplam 135,5 km’dir.

Türkiye’nin, tamamı Avrupa Kıtası’nda bulunan 3 ilinden biri olan Tekirdağ, Marmara Denizi’nin kuzeybatısında az engebeli, zengin alüvyonlarla kaplı topraklar üzerinde bulunmaktadır.Doğusunda İstanbul, batısında Edirne ve Çanakkale, güneyinde Marmara Denizi ve kuzeyinde Kırklareli ve kısa bir kıyıyla Karadeniz ile çevrilidir. Tekirdağ, Trakya’nın güneyinde, verimli topraklara sahip modern bir tarım ve sanayi kentidir. 

Marmara Denizi kıyılarında genel olarak Akdeniz iklimi egemendir. Ancak Akdeniz Bölgesi kıyılarından farklı olarak sahil kesiminde kışın kar yağışı görülebilmektedir. İlin iç kesimlerinde ise yazların sıcak, kışların soğuk geçtiği karasal iklim hâkimdir. 

Tekirdağ, Türkiye’nin deprem bakımından riskli bölgelerinden biridir. Marmara Denizi üzerinden ile ulaşan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Şarköy’ bağlı Gaziköy ve Gölcük Mahallelerinden geçmektedir. Şarköy ve Mürefte bölgeleri 1.derece, Tekirdağ Merkez 2.derece, daha kuzeyde kalan ilçeler ise 3.ve 4. derece deprem bölgesidir. 

İlin önemli yükseltisini oluşturan Tekir Dağları, Kumbağ’dan başlayarak Gelibolu istikametinde bir sıradağ halinde uzanmaktadır. Dağların 60 km boyunca en yüksek yeri Ganos’tur. Ganos’un yüksekliği 945 metredir. İlin doğu kesimi daha az yüksek olmakla birlikte, buradaki Istırancalar Çerkezköy’den başlar ve kuzeye doğru gittikçe yükselir. İlin Marmara kıyılarındaki küçük kıyı ovalarından başka iç kısımlarda da akarsuları ve geniş tabanlı vadilerini kaplayan bereketli ovalarımevcuttur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder